“NO PASARAN, NO PASARAN, NO PASARAN!”

Selim Yalciner

Gözlerimin içine içine bakıyor Çağrı.

“Nedir bu ki,” dedim.

“Ne olduğunu bilmemen mümkün değil ama, belleğini güncelleyeyim o zaman: No Pasaran, İspanyolca, “Geçit Yok” demek, politik açıdan ise, İspanyol İç Savaşı’nın başladığı tarihte, İspanyol Komünist Partisi milletvekili Dolores İbarruri’nin; falanjist daha açıkçası faşist general Franco’nun seçimle gelmiş Cumhuriyetçi güçleri devirmek için büyük sermaye, ordu ve kilise işbirliğini sağlayarak giriştiği kanlı darbeye direnişi başlatmak amacıyla radyodan yayımlanan konuşmasında vurguladığı çağrı: No Pasaran, Faşizme Geçit Yok!”

“O!”

“O ya! Bitmedi, No Pasaran, şu günlerde de yüksek yargıyı denetimine almaya çalışan dinci Netanyahu koalisyon iktidarına karşı haftalardır yüzbinlerce kişiyle sokaklarda olan İsrail aydınlığının sloganı!”

“Yüksek yargının iktidar denetimine alınmasına karşı…”

“Ya, öyle! Demek istiyorsun ki, ne coğrafyalar var, oralarda şahıslar bunun gibi hatta bundan çok daha korkunç binlerce kanun hükmünde kararname getirmişler de, kitlesel tepkilere tanık olunmamış!”

“Evet, biraz öyle diyorum…”

“Haklısın, ama, her toplumun tepki verme biçimi farklılıklar taşıyabiliyor. İnsanlar, politik bilince, yani, başlarına gelenlerln, politik yapının kararlarından kaynaklandığını ve sınıfsal olduğunu  anlamaya farklı yollarla geliyorlar. Her toplumun yapısı aynı değil. Aynı değil ama, bu, bu coğrafyada insanların politik bilince hiçbir zaman ulaşamayacakları anlamına da gelmiyor! Çevrene bakındığında gördüğün eylemlilik, politik bilincin hızla gelişmekte olduğunun kanıtı. Tarihe meraklısın, bugüne dek gördüğün en güzel özgürlük eylemleri, özgürlük çığlığı daha doğrusu, hangisiydi?”

“Gezi Direnişi!”

“Tamam işte, Gezi Direnişi nasıl tarihe gezegenin gördüğü en görkemli özgürlük çığlığı olarak geçtiyse, faşizm karanlığına karşı aydınlığın savaşımı, neden büyük bir başarıyla sonuçlanmasın?”

“Kolay değil.”

“Kolay olanı herkes yapar! Önemli olan, zoru aşmak! Muhalefetin bugüne kadar yürüttüğü cephe politikasının başarılı olmadığını söyleyebilir miyiz? Bir araya gelmesi olanaksız görünen kesimleri, ortak amaçlar uğruna, demokrasi, özgürlük, eşitlik, adalet bağlamında bir araya getirebilmek, kolay bir iş mi? Yapıldı ama. Buraya kadar gelindi işte!”

“Bundan sonrası…”

“Gerisi de, elbirliği ile aşılır. Elbirliği ile aşılması için de, ellerin, bu amaca yönelen herkesin ellerinin birlik içinde davranması yeter! Kenara çekilip izleyerek olmaz! Kolay mı, Osmanlı’da yüzlerce yıl, sultanın korumasını iknayla ya da Yeniçeri gücüyle sağlayarak, bürokrasiye, eğitime ve yargıya medrese mezunlarını yerleştirip yolunu bulan ulema’nın devamı olduğunu söyleyenlerin kurduğu yağmacı, kadın ve çocuk istismarcısı, ikiyüzlü, yalancı, asalak İslamcı faşizmi yıkmak? Zor olan, başarılacak, başka yolu yok!”

“Azıcık soluklanabilsek…”

“Soluklanmak için soluk almaya uğraşmak gerekir! Ülkeye Afganistan’dan Taliban yığarak seçimi çalmak isteyenlerin heveslerini kursaklarında bırakmak gerekir! Ülkenin Talibanlaşmasına engel olmak gerekir! Kuran kurslarına gönderilen erkek çocuklarına tecavüz edenleri koruyan, altı yaşındaki kız çocuklarının tekkeye takılan otuz yaşındaki adamlarla evlendirilmesine hoşgörüyle bakan, ülkenin tüm varlıklarını, güzelliklerini ve zenginliklerini bir takım komisyoncu yağmacılara aktaran, en küçük bir eleştiri yapanı içeri tıkan, bulunduğu yeri, talanla bitirip yaşanmaz hale getiren İslamcı faşizm karanlığını yıkıp yaşanası, özgür, eşit, adil, barışçıl bir aydınlığa ulaşmak, ancak kararlılıkla direnerek olası!”

“Korkmadan!”

“Bu ikiyüzlüler korkutarak, kelle keseceklerini söyleyerek ulemanın -çıkarları için dini konuları evirip çevirmeyi bildiklerini iddia edenlerin- iktidarını korumayı amaçlıyorlar akılları sıra ama, aydınlığın gücüyle tarihin çöplüğüne atılacaklar…”

UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ!

Anımsamaktan, anımsatmaktan vazgeçilemez: Felaketzedelerle dayanışma, insanlığın bu yüksek zorunluğu, hiçbir zaman ihmal edilemeyecek kadar önemli, ancak bu dayanışmayla, toplum olarak varlığımızı sürdürebiliriz. Tutuklu ve hükümlülerden, hastalık, yaşlılık, engellilik, hamilelik, lohusalık, bebeklik ve çocukluk nedenleriyle yasa gereği salıverilmesi gerekenlerin acilen bırakılmaları için sorumluların dikkatlerini sürekli çekmek de çok önemli bir insanlık görevi. Yinelemekten yılmayacağız, kadınlar, “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” başlıklı eylemlerinde, yaşama ilişkin her soruna değinmeye devam ediyorlar, 6284 Sayılı Yasa’nın kaldırılması girişimlerine karşı çıkmayı sürdürüyorlar. Cumartesi Anneleri, gözaltında ‘kaybedilen’ canlarının akibetini 940 haftadır soruyorlar, felaketzedelerle dayanışmalarını dile getiriyorlar. Boğaziçi Üniversitesi bileşenleri özgür, özerk, demokratik ve katılımcı; yağmacı rantçı kayyımlardan arındırılmış bir öğretim için 117 haftadır eylemdeler. Gezi Davası’nın akılalmaz cezalarından sonra başlatılan Adalet Nöbetleri tüm ülkede 50 haftadır tutuluyor. Demirtaşlar Kavalalar ve sözleri, yazıları, haberleri paylaşımlarından dolaylı tutuklanmış olanlar da hala rehine. İçerdekiler ve dışardakiler, İslamcı faşizme karşı aydınlığın onurlu savaşımını yükseltiyorlar…